Hazreti Peygamberimizin Hayatını Okumaya Giriş
Salât ve selam üzerine olsun…
Zorunlu esareti gönüllü kulluğa çeviren usta elçiler. İdeal yaşam
beyannamesini kamu oyuna bildiren Allah sözcüleri: Peygamberler
Rehber kitabımız Kuran-ı Kerim “göklerde ve yerde ne varsa -istese de,
istemese de- O'na (Allah’a) teslim olmuştur ve her şey O'na döndürülmektedir”
der. (Âli İmran suresi, 83) Bu, insanların karşı koyamayacakları bir çekim
gücüyle yaratıcı Rabblerine doğru meylettiklerini gösterir. Bizler Rabbimiz
Teâlâya teslim olup olamayacağımıza değil, yalnızca bunu kimin isteği
doğrultusunda, ne şekilde gerçekleştireceğimize karar veririz. Keyfimize estiği
gibi mi, yoksa Rabbimizin istediği gibi mi O’na kul olacağız? İşte din, dini
insanlara yaymak için peygamber, ikisini sürekli kılmak için kutsal kitap
ikinci şıkkı seçmemiz için gönderilir. Dolasıyla din, peygamber ve kutsal kitap
kopmaz bir parçadır ve insanların ilahi olanla sağlıklı bağlantı kurmasını
sağlar. Üç esasın ayrılmaz bütünlüğünü şu ilahi ifade gösterir: “Bir kitap sana
indirdik ki, insanları Rabblerinin izni ile karanlıklardan nura çıkarasın;
doğruca O yüce ve övülmeye layık olanın yoluna (dine)…” (İbrahim suresi, 1) İşte
Hazreti Peygamberimiz Sallallahü aleyhi vesellem, dini insanlara yayan
peygamberler zincirinin en son ve en sağlam halkasıdır.
Efendimiz Aleyhisselam bir masal kahramanı değil, uygulanabilir insanlık
modelidir!
Hazreti Peygamber Aleyhisselamın Rabbimiz Teâlâya giden yolun kılavuzu
olduğunu anladığımızda onun yaşadığı hayatın ve sergilediği kişiliğinin bizim
için ne kadar bağlayıcı olduğunu daha iyi anlarız. Onun her hareketi bizi
bağlar. Çünkü Allah Teâlâyı sevmek demek, O’nun peygamberine uymak demektir.
“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı
bağışlasın.” (Âli İmran, 31) O halde Peygamber Efendimiz ilahi patentli
kusursuz bir kulluk modeli olarak karşımızda durmaktadır. Bu noktayı Kuran-ı
Kerim “gerçek şu ki, Allah'ın elçisinde sizin için güzel bir örneklik vardır”
ifadesiyle vurgular. (Ahzap suresi, 21) Bu aynı zamanda onun kısa sürede elde
ettiği büyük zaferin peygamberlikten kaynaklı olağanüstü yüzü dışında, herkesin
edinmesi gereken davaya adanmışlığın, derin bir stratejinin ve dengeli
gelişimin ürünü olduğunu ortaya koyar. Bizi en çok ilgilendiren onun taşıdığı
ilahi garanti değil, bu garantiye ulaşılması için bize hayatı boyunca bir bir
anlattığı yeterlilik şartlarıdır. Bu gerçeği ıskaladığımızda onu adeta ütopik bir
masal kahramanı gibi duyup anar; ama reel hayatımızda hiçbir pratik faydasını
görmeyiz. Öyleyse her anne baba için, her hanım koca için, her amir memur için
en iyi ve aynı zamanda uygulanabilir gerçekçi örnek Efendimiz Aleyhisselamdır.
Peki örnek almamız gereken hayatı anahatlarıyla bize hangi dersleri verir? Şimdi
bunları görelim.
Yetim çocukluk: Büyük sevgili için boşaltılan yerler. Şahsi ailesine
tercih edilen ümmet
Henüz doğmadan babasını, altı yaşında annesini kaybetmiş bir çocuk
olarak Efendimiz Aleyhisselamın çocukluk yılları, bize yetimliğin burukluğunu
ve sonraki hayatına eşlik edecek hüznün sinyallerini verir. Yetimliği ona
yaşamı boyunca bir lider olarak toplumun yetim ve kimsesizlerine karşı derin
bir duyarlılık sağlayacaktır. Çocukluğundan başlayarak etrafından eksilen aile
yakınlarının; bir kızı dışında henüz hayattayken kaybettiği altı çocuğunun, en
çok sevgi gördüğü eşinin, en büyük destek gördüğü amcasının bıraktığı derin boşluk
kalbini yalnızca Allah Teâlâ ile ve O’nun emri doğrultusunda ümmetiyle
doldurması içindir. Büyük sevgili için sanki tüm sevgilerin yeri boşaltılmış, bütün
ümmetin himayesi bir ailenin himayesine tercih edilmiştir. Onun örneğinde
gördüğümüz üzere, büyük kayıpları sükünetle karşılayanlar büyük başarıları
savrulmadan göğüslerler.
Koyun çobanı ve güvenilir bir genç: Sıradan yaşantıyla sıradışı
göreve hazırlık
Efendimiz Aleyhisselamın evliliğine kadarki gençlik döneminde yaptığı
koyun çobanlığı ve ticaret amaçlı kervan yolculukları, kendisini yönetimde
sabır ve sosyal hayatta güven eğitiminden geçirmiştir. O tıpkı koyun çobanlığı
yapan diğer peygamber kardeşleri gibi bu zorlu ve köklü meslek döneminde toplum
yönetimi için kendisine gereken sabrı, tahammülü ve soğuk kanlılığı elde eder. Amcasıyla
çıktığı ticaret yolculuklarında, geliştirdiği ekonomik ilişkilerde sağladığı
güven ve emanete karşı titizliği, ilerki peygamberlik görevinin liyakat
belgesidir. Kendisine Muhammedü’l Emin (Güvenilir Muhammed) denecek kadar
çevresine güven veren kişiliği bize çok önemli bir ders veriyor: Sorumluluk alanımız
dışında sergilediğimiz kişilik doğrudan sorumluluğumuzun kalitesini gösterir. O
henüz kendi bile peygamber olacağını bilmezken, hatta okuma yazma bile
bilmeyecek kadar sade ve çıkarsız yaşayan biriyken sahip olduğu ahlak, bize
gerçekten baba veya anne olmadan önce aslında ne kadar iyi anne baba olmaya hak
kazandığımızı, bir makama gelmeden çok önce o makamı ne kadar iyi
dolduracağımızı gösterir. Bir insanın liderliğe veya sıradan bir amirliğe hak
kazanması, önceki liderine veya amirine karşı sergilediği iyi halle
orantılıdır. Uymayı beceremeyen yönetmeyi de beceremez. Bekarlığı başaramayan
evliliği de başaramaz. Kucaklamaya yanaşmayan savaşmayı da göze alamaz… Bütün
bu hayati dersleri Efendimiz Aleyhisselamın peygamberlik öncesi sıradan
biriyken çizdiği sıradışı iyi ahlak grafiğinden çıkarmalıyız.
Evliliği ve peygamberliğin ilk yılları: Yüksek çilede pişen çelik
müminler
Efendimiz Aleyhisselamın 25 yaşında kendisinden 15 yaş büyük ve
başından iki evlilik geçmiş Hazreti Hatice ile yaptığı ve onun vefatına dek, 24
yıl sürdürdüğü evlilik, sahip olduğu Allah’a güven duygusunun ve ahlakı herşeyden
önde tutuşunun göstergesidir. Allah Teâlâ buna karşılık, habersiz olduğu
geleceğinde en büyük maddi ve manevi desteği kendisine mübarak hanımıyla
sağlamıştır. Buradan erkeklere çıkan ders, yaşı ve daha önceden evlenmemişliği
değil, ahlaki olgunluğu eşlerinde aramaları gerektiğidir. Çünkü bu, yaş ve
gençlikten beklediklerinin çok çok daha ötesini Allah Teâlânın lütfuyla
hanımlarında bulacakları demektir. Bekarlamız iffetlerine sahip çıkar, flört ve sevgili ilişkisi gibi meşru olmayan
münasebetlerden kaçınırlarsa ve evlilik zamanı eş seçiminde İslam ahlakını arar
ve ilahi takdire boyun eğerlerse, Allah Teâlâ kendilerine hem maddi hem manevi
en büyük desteği verecek hanımlar bahşeder. Efendimizin peygamberliğinden önce
hayatını birleştirdiği Hazreti Hatice, olgun ve fedakar bir eş olarak peygamberliğin
ilk zorlu yıllarında Efendimiz Aleyhisselamın adeta yükünün yarısını omuzlar.
Gerçekten de kırk yaşında gelen peygamberliğin ilk üç yıllık gizli davet dönemi
sonrası Medine’ye hicrete kadarki sekiz yıllık İslam’a açık davet dönemi,
dayanılmaz yokluk, dışlanma ve destek arayışlarıyla geçer. Müslümanlara
uygulanan üç yıllık ambargo sürecinde açlıktan ölen çocuklar olmuş, ağaç
yaprakları yenmiş, yiyecek ve içecek girişi yasaklanan müslüman mahallesinden
kadın ve çocukların iniltileri yükselmiştir. 13 yıllık bu Mekke dönemi İslam davasının
temelinin atıldığı, çekirdek sahabe kadrosunun yetiştiği, Allah’a iman ve
teslimiyetin yüksek ateşte çelikleştiği kıvama erme sürecidir. Nihayet
Efendimiz Aleyhisselamın komşu kabile ve bölgelerle sürdürdüğü destek arayışı
meyvesini verir ve müslümanlar ilahi izinle dinlerini daha iyi yaşayacakları
Medine’ye göç ederler. Saadet asrının sonlarında elden edilen zaferin sebebi,
bu yıllarda çekilen işkence, açlık ve toplumsal dışlanmada aranmalıdır. Bugün
aynı zaferi arzulayanlar aynı bedeli ödemek zorundadırlar.
Medine’ye hicret ve yeni toplum: Evlerden sokaklara, ahlaktan
kanuna…
Mekke’de kalplerde olgunlaşan İslam davası Medine’ye hicretle birlikte
dış hayatı biçimlendirmeye başlar. İlk Cuma namazı, ilk mescid yapımı, ilk
eğitim yurdu (Suffa mektebi), ilk ezan, ilk nüfus sayımı (1500) bu çerçevede
atılan öncelikli adımlardır. Efendimiz Aleyhisselam Mekke’den gelen
müslümanlarla (mühacir) Medine’nin yerli müslüman halkını (ensar) birbirleriyle
kardeş yapıp müslümanların duygusal ve ekonomik bağlarını güçlendirmekle iç
bütünlüğü sağladıktan sonra, şehrin maddi gücünü elinde tutan yahudilerle
müşterek bir savunma hattı oluşturmak adına vatandaşlık anlaşması yaparak
şehrin dış bütünlüğünü sağlar. Mekke’deki tek düşmana karşın burada çoğalan
tehdit güçleri ve müslümanların karşı koyacak bütünlüğe kavuşmaları, hicretin
ikinci yılı Safer ayında fiili cihad için (yoksa ilmî ve davetsel cihad Mekke’de de
vardı) ilahi iznin çıkmasına zemin hazırlar. Efendimiz Aleyhisselamın bizzat
katıldığı 26 gazveyle, keşif gücü veya harp müfrezesi olarak gönderdiği 35
seriyyeden oluşan Allah yolunda fiili cihad süreci, toplumlardan zulmün
kaldırıp adaletin tesis edilmesinde kılıçların zaruretini ortaya koyar. Olmak
için nasıl müslümandan kan akması gerekiyorsa, oluşturmak için de kafir kanının
akıtılması gerekir. Bu süreçte vatana ihanet suçu işleyen Kureyza Oğullarının
eli silah tutan 600 erkeği öldürülüp, kadın ve çocukların esir edilmesi
cezasına şahit olurken, diğer taraftan Huneyn ve Evtas savaşlarında ele
geçirilen 6 bin kadın erkek esirin serbest bırakılmasına tanık oluruz. Birçok
benzeri bulunan bu iki karar, Efendimiz Aleyhisselamın alabildiğine cömert
olduğu kadar, kanunlar önünde kimseyi kayırmadığını; çok yönlü ve kararlı kişiliğini
gösterir. İlkinde şeytanca merhametin önü alınırken, ikincisinde ahiretteki
ganimetlerin çok daha kalıcı olduğu hatırlatılır. Medine döneminin altıncı
yılına, Hudeybiye Barış Anlaşmasına kadarki bu bölümü, müslümanları İslam
düşmanlarıyla eşit güç seviyesine getirir. Hudeybiye’den sonra İslam toplumunun
gün be gün genişlediğini, nihayet tüm Arap coğrafyasına hakim olduğunu görürüz.
Hudeybiye barışıyla müslümanlar lehine yeniden kurulan dengeler
Hicretin altıncı yılında Mekkeli İslam düşmanlarıyla Efendimiz Aleyhisselamın
yaptığı on yıllık Hudeybiye Barış Anlaşması, bütün anlaşma maddelerinin
görünürde müslümanların aleyhine olması sebebiyle başlangıçta birçok müslümanı
hoşnutsuz eder. Fakat ilahi planda açık bir fetih olduğu vurgulanan bu yeni
süreç, Kureyş müşriklerinin müslümanları ilk defa resmi bir güç olarak tanıması
anlamına gelir. Bununla birlikte barış sürecinde sürdürülen yoğun davet
faaliyetleri ve taraflar arasında kurulan çeşitli temaslar, inançsız Kureyş
tarafının her geçen gün güç kaybetmesine, buna karşılık İslam davasının hızla
yayılmasına kapı aralar. Savaşlar ve düşman tehditleriyle sekteye uğrayan davet
faaliyetleri barış ortamında hız kazanır. Bu rahatlama döneminde Efendimiz Aleyhisselam
çevre krallık ve emirliklere İslam’a davet mektupları gönderir, civar kabile
temsilcilerini kabül eder, yeni müslüman olan bölgelere hocalar tayin eder. Hudeybiye’den
Mekke’nin fethine kadarki 21 aylık sürede müslüman olanların sayısı, İslam’ın
doğuşundan Hudeybiye’ye kadarki 19 yılda müslüman olanların sayısından çok daha
fazladır. İki yıl sonra, hicretin sekizinci yılı Ramazanında Mekke’nin fethi,
küfrün sonsuza dek bu topraklardan defolması anlamına gelir. İslam davetinin
tamamlanıp dinin bütün yönleriyle topluma hakim olması aynı zamanda Efendimiz Aleyhisselamın
peygamberlik görevinin sona erdiğini haber vermektedir.
Ve emaneti teslim ediyor…
Salât ve selam üzerine olsun, o Efendiler Efendisi 120 bini aşkın
kişiye verdiği veda hutbesinde 23 yıl mücadelesini verdiği değerlere dikkat çeker.
Her kelimesi evrensel insanlık bildirisi olan konuşmanın belki bir bölümü bugün
yolunu şaşıran bizler için yol gösterici olur: “Ey müminler! Size iki emanet
bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu
emanetler, Allah'ın kitabı Kuran ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.”
Şimdi yürümesi sırası bizde
İşte kısaca onun hayatı... Hira mağarasında ürkek bir kalple başlayan
çile, sabır, fetih, cihad, zafer, dua ve yakarış dolu bir hayat. O, Yüce Rabbinden
aldığı din emanetine en ufak leke bulaştımadan bize teslim etti. Şimdi sıra onu
bir sonraki nesle aktaracak olan bizlerde. “O Allah’ın seçtiği özel bir kuldu.
Biz onu nasıl örnek alalım?” dersek, onu ütopik bir masal kahramanı yapmışız
demektir. Tüm yaşadıklarını bize göstermek için değilse eğer, neden çekti o
kadar çileyi? Bir dua ederdi Yüce Rabbine, dize gelirdi bir anda düşmanlar. Ama
Rabbinin bu dünyaya koyduğu düzene uygun biçimde ayarladı bütün adımlarını.
Şimdi yürüme sırası bizde.