Her işe Allah rızası için başlayalım
Bu değerli hadis, hususi olarak küfür topluluğundan İslam
topraklarına göç etmeyi ifade eden hicret konusunda ve Ümmü Kays isimli kadınla
evlenmek isteyen bir köylü hakkında
varid olmuşsa da, genel olarak insan eliyle gerçekleşmiş her şeyin kıymet ölçüsünü
ortaya koyar. Allah Teâlâ’nın rızası amaçlanmayan işler ne kadar büyük ve
önemli görünürse görünsün, gerçekte Allah katında hiçbir şey ifade etmezler.
Hadis imamlarının önderi İmam Buhari kitabına bu hadisle başlamış, sonraki
kitaplar için bu güzel bir adet olagelmiştir. Mezhep imamlarımızdan İmam
Şafii’den “bu hadis ilmin üçte birini kapsar, fıkhın yetmiş konusunda işlenir”
sözü nakledilir. Ebu Davud rahmetüllâhi aleyh Rasülüllah Efendimiz’den beş yüz
bin hadis yazdığını, bunlar içerisinden dört tanesinin din konusunda insana
yeteceğini söyler ve ilk sırada bu hadise yer verir. Bu doğrultuda derginin ilk
yazısı olarak bu hadisi takdim etmeyi münasip gördük. Allahım, bizi selef
büyüklerimizin yolundan ayırma Allahım.
Niyet müslüman kardeşlerim, Rabbimiz Azze ve Celle’nin
rızasını kazanmanın tek yoludur. Mala mülke ihtiyacı olan yaratılmışları
samimiyetsiz iyiliklerle ayartabiliriz. Yüklü bir miktar para verdiğimiz bir
insan gerçekte sadece ona olan sevgimizden bu işi yapıp yapmadığımıza bakmadan
memnun olur. Yardımların büyüklüğü ve yardım alanların ihtiyacı samimiyetin
derecesini önemsiz kılar yaratılmışlar dünyasında. Ama Rabbimizin hiçbir şeye
ihtiyacı yok ki, iyiliğin büyüklüğüyle onu hâşâ tavlamış olalım. Ne buyuruyordu
Rasülü’nün dilinden bize, “kullarım, şayet ilk yaratılmıştan sonuncuya,
insandan cinne hepiniz bir araya toplanıp benden bir şey isteseniz ve hepinize
istediğini versem, bu benim mülkümden bir şey eksiltmez, iğnenin denizden
eksilttiğinden başka…” (Müslim) Ne büyüksün Rabbimiz, azametine ve kudretine
yaraşır şekilde hamd sanadır!
Yaptığımız işin büyüklüğü kâr etmeyince elimizde yalnızca
taşıdığımız niyetin saflığı kalıyor. Niyetimiz, irademiz ve beklentimiz sadece
Allah Teâlâ’nın rızası olsun kardeşlerim. Okuyalım şu ilahi beyanı; “geçici
dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor.” (Enfal,
67) Bir başka hatırlatma; “kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını
artırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz.
Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.” (Şûra, 20) Bir başka ikaz; “her kim bu
çarçabuk geçen dünyayı isterse; bunlar arasından dilediğimiz kimseye
dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu kınanmış ve kovulmuş
olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ona
yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür.” (İsra
18-19) Bir başka ikaz; “dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere, orada
işlediklerinin karşılığını tümüyle veririz; onlar orada bir eksikliğe uğratılmazlar.
İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada
boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da batıldır.” (Hud, 15-16) Bu emir
hepimize kardeşlerim; “sabah akşam Rabblerinin rızasını dileyerek O’na
yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek
gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve
işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.”(Kehf, 28) Yüce Yaratıcımız
bizden farklı muameleye tabi tutar; “insanların malları içinde artsın diye
verdiğiniz her hangi bir faiz, Allah katında artmaz; fakat Allah’ın rızasını
dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar
sevablarını kat kat artıranlardır.” (Rum, 39) “Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik
yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların
gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları Allah’ın rızasını kazanmak
için yapana büyük ecir vereceğiz.” (Nisa, 114)
Kuran-ı Kerim’in açıklayıcısı konumundaki hadisi şeriflerde
Hazreti Peygamberimiz müminin her halükarda Allah rızasını amaçlaması
gerektiğini çarpıcı ifadelerle açıklar: “Ümmetimden şehitlerin çoğu
döşeklerinde can verenlerdir. İki cephe arasında nice öldürülen insan vardır
ki, niyetini en iyi Allah bilir” (İmam Ahmed, İbni Mesut radıyallâhü anh’tan)
nebevi beyanı durumun hassasiyetini anlamaya yeter. Allah’ın hangi ameli kabül
edeceği sorusunun cevabını Nesai’nin Ebu Ümame yoluyla Hazreti Peygamberden
aktardığı bir hadisten öğreniyoruz: “Allah ancak sırf kendi rızası için yapılan
amelleri kabül eder.” İnsanlar yaptıklarıyla yaşayıp ölseler de niyetlerine
göre ahirette diriltileceklerdir. İbni Mace, Cabir bin Abdullah’tan Hazreti
Peygamberimizin şu hadisini rivayet eder: “İnsanlar niyetlerine göre kıyamet günü
haşrolunacaklardır.” Benzer bir hadisi İbni Ebi’d-Dünya, Hazreti Ömer yoluyla
aktarır bize: “Öldürülenler ahirette niyetlerine göre diriltileceklerdir.”
Dünyadaki hesapların ters yüz edileceği
ve nice düş kırıklıklarının yaşanacağı o günde bizi koru Allahım!
Niyet ve himmetimiz dünya olursa bu hayatta zaten Allah
Teâlâ’nın takdir ettiğinden başkasını, öteki hayatta ise hiçbir şeyi alamayız
kardeşlerim, Allah korusun. İmam Ahmed ve İbni Mace’nin Zeyd bin Sabit’ten
rivayet ettikleri hadis şöyle: “Kimin arzusu dünya olursa Allah onun hissesini
dağıtır, fakirliği peşine takar ve kendisine ancak takdir ettiği kadar dünyalık
verir. Kimin de arzu ve gayesi ahiret olursa kendisine Allah tarafından
birlik-bütünlük ve kalbine zenginlik verilir. Bu durumda o istemeden dünya
peşinden gelir.” Ne garip denge koymuş Rabbimiz fani dünyaya! Biz koştukça
kaçıyor, biz kaçtıkça kovalıyor. Demek ki, maddeyi önüne alan değil, arkasına
yollayan kazanıyor. Sen metelik beklemeyeceksin; ancak o zaman hazineler önüne
serilecek. Hiçbir ödül için değil, sadece Allah Teâlâ’mızın rızası için olursa
ufak görünen şeyler bile büyüğe dönüşür. Buhari ve Müslim Sad bin Ebi Vakkas
radıyallahü anh’tan aktarıyorlar hadisi: “Allah rızası için harcadığın her
şeyin ecrini alırsın. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokmadan bile…” Allahü
akber, Allahü ekber! Hiçbir banka, hiçbir kurum, hiçbir insan cömertliği,
hiçbir şey bu kadarını hesap edip bahşedemez.
Niyeti öğrenin” diyor Yahya bin Ebi Kesir; “çünkü o amelden
daha önemlidir.” Sehl bin Abdullah Tüsterî, “nefse ihlastan daha zor gelen şey
yoktur. Çünkü onda kendisine hiç pay bulunmaz” sözüyle samimi niyetin amelden
daha zor olduğunu vurgular. Aynı zorluğu Yusuf er-Razi şöyle dile getirir:
“Dünyanın en değerli şeyidir ihlas. Riya ve gösterişi kalbimden atmak için ne
kadar çalışsam da farklı bir şekilde yeniden üredi.”
Mutarrif bin Abdullah kalp ıslahı için önemli bir reçete
sunuyor: “Kalbin düzelmesi amelin düzelmesiyle, amelin düzelmesi niyetin
düzelmesiyle mümkün olur.” Fudeyl bin Iyaz’ın dediği gibi, Allah Azze ve Celle
bizden niyet ve irademizi istiyor. Gerisi onun takdirine kalmıştır. İşe
başlarken taşıdığımız samimi niyet işin sonunda -görünürde başarısız olsak da-
her halükarda bizi başarılı kılacaktır. Bu, olumsuz sonuçlarda mümini hayal
kırıklığından ve boyunu aşan ya da imkanın elvermediği koşullarda kendini boşa
hırpalamaktan koruyacaktır. Allahım, mümin her durumda kârda.
Son olarak, Mutarrif bin Abdullah’ın duası duamız olsun:
“Allahım, tövbe edip de ardından tekrar işlediğim hatalardan sebep beni
affeyle. Senin için kendime yüklediğim ve yerine getiremediğim sorumluklardan
sebep beni affeyle. Sade senin rızan için yaptığımı zannettiğim; oysa sana
malüm olduğu üzere kalbimin karışıklığa düştüğü şeylerden sebep beni affeyle.”