İmanın temel gıdası; amel-i salih
“(İman
etmeyenlerin) bütün yapıp ettiklerini havada uçuşan toza çevirir, değersiz
kılarız.” (Furkan suresi, 23)
Rabbimiz
Azze ve Celle’nin bu beyanı, kısaca iman yoksa hiçbir şey yok der. Bir insan
iman ederek yapması gereken en temel şeyi yapmış olur. İman etmek, rafa bakınca
onun bir marangozu olduğuna, binaya bakınca onun bir mimarı olduğuna, tarlaya
bakınca onun bir çiftçisi olduğuna inanmak kadar doğal ve kaçınılmaz bir
şeydir.
Buna
karşılık iman etmemek, özel mülkiyete ait bir bahçeden izinsiz meyve toplamakla
aynı şeydir. İman etmeden yaşayan bu dünyada çalarak yaşar. Aldığı nefesi,
yiyip içtiklerini ve kazandıklarını sahibinden, yani Yüce Allah’tan izinsiz
durmadan çalar. Öbür dünyadaki sonsuz azabı, burada çaldıklarının cezasından
başka bir şey değildir.
Hazreti
Aişe anlatır: “Birgün Peygamber Efendimize ‘ey Allah’ın Rasülü,’ dedim. ‘İbn
Cüdân, İslam öncesi cahiliyye döneminde akrabasını kollar, miskinleri
yedirirdi. Bu ona fayda sağlar mı?’ Peygamber Efendimiz şöyle cevap verdi:
‘Hayır, fayda sağlamaz. O bir kez olsun, ‘ey Rabbim, kıyamet günü hatamı
bağışla,’ demedi. (Allah’a ve ahiret
gününe inanmadı.)” (Sahih-i Müslim)
İmanın
kalitesini salih amel belirler
Yukarıda
bir insan iman ederek yapması gereken en temel şeyi yapmış olur, dedik. İş
bununla bitmez elbette, aksine daha yeni başlar. İman sınava giriş şartıdır.
Sınavda başarı göstermek için salih amele ihtiyacımız olur.
Amel,
yani icraat imanında sahici olanla yalancı olanı birbirinden ayıran ölçüdür.
Kalbimizin imanını davranışlarımız ortaya koyar. Bütün bir dünya hayatımız bu
imtihan üzerine kuruludur. Ayeti kerimeler bu konuda açık: “İnsanlar imtihandan
geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılıvereceklerini mi
sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir.
Elbette Allah iman iddialarında doğru olanlarla yalancı olanları bilir.” (Ankebût
suresi, 2-3) “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden,
sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?” (Âli İmrân,
142)
İmanı dünya
ve ahiret kurtuluşunun üzerine bina edildiği en büyük direk olarak düşünürsek,
bu direğin içindeki malzemeleri salih amel oluşturur. Kireç taşından kiline,
çimentosundan demirine kaliteli malzemeden yapılmayan direk, tehlikede demektir.
Üç beş kuruş için malzemeden çalan usta, bina çöktüğünde nasıl bunun bedelini
çok daha ağır ödüyorsa, imanın malzemesinden, yani salih amelden çalan bir
müslüman da bunun bedelini ağır ödeyecektir.
Yapacağımız
salih ameller, diğer ifadeyle düzgün işler, Rabbimiz Teâlâ’nın lütfu gereği çok
geniş tutulmuştur. Allah için, ibadet duygusuyla yaptığımız her şey salih
ameldir ve imanımızı besleyicidir. Güneşin doğuşunu izleyip Rabbimizin sonsuz
kudreti karşısında hayrete düşmekten tutalım da, faize düşme korkusuyla bir
işten geri durmaya kadar içinde Yüce Allah’ın geçtiği her şey salih ameldir, ibadettir.
Peygamber
Efendimizin (salât ve selam üzerine olsun!) şu özlü hadisleri salih amelin
boyutlarını anlamaya yeterlidir: “Her türlü hayr ve iyilik sadakadır. Din
kardeşine göstereceğin güleryüz bir sadakadır. Kendi kovandaki suyu kardeşinin
kovasına boşaltarak onun işini görmen de bir sadakadır.” (Buhari, Müslim) “Allah
rızası için harcadığın her şeyin ecrini alırsın. Hatta hanımının ağzına
koyduğun lokmadan bile.” (Buhari, Müslim) “İki insanın arasını düzeltmen
sadakadır. Bir insana hayvana binmesinde yardımcı olman veya eşyasını bineğine
çıkarman sadakadır. Güzel söz sadakadır. Namaza giderken attığın her adım
sadakadır. Yoldan rahatsızlık verecek bir şeyi kaldırman sadakadır.” (Buhari,
Müslim) “Bir müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsüllerinden
bir kuş yahut insan ya da hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur.”
(Buhari, Müslim) “Allah Resûlü ‘her müslümanın sadaka vermesi gerekir’ buyurunca
sahabe-i kiram, ‘sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapar?’ diye sordular.
Allah Rasülü, ‘çalışıp kazanır. Hem kendisi faydalanır hem de başkasına sadaka
verir’ buyurdu. ‘Çalışamazsa ne yapar?’ dediler. ‘Muhtaç olana beden gücüyle
yardım eder’ buyurdu. ‘Ya yardıma gücü yetmezse ne yapar?’ dediler. ‘İyiliği
emreder’ buyurdu. ‘Ona da gücü yetmezse?’ dediklerinde, ‘kimseye kötülük
etmesin, bu da kendisi için bir sadakadır’ buyurdu.” (Buhari, Müslim)
Yukarıda
salih amelin başka ifadeyle düzgün işler olduğunu söyledik. S-l-h harfleri bir
araya geldiğinde Arapça’da düzgünlüğü, doğruluğu ifade eder. Karşıt kelimesi
ise bozuk anlamında ‘fesat’tır. (Mucemü Mekâyisi’l-Lüğa) Peki neye
bağlıdır bir işin İslami açıdan düzgünlüğü? Hangi işler düzgün, hangileri
bozuktur?
Önce
ayeti kerimeyi okuyalım: “Kim açık alınla Rabbinin huzuruna çıkmayı istiyorsa, salih
işler yapsın ve ibadetlerinde hiç kimseyi Rabbine ortak koşmasın.” (Kehf
suresi, 110) Bu
ilahi beyandan anlaşıldığı üzere, bir şeyin Allah katında makbul olması iki
şarta bağlı: İhlas ve şeriata uygunluk. Yani sadece Allah için yapılması ve
dinin haram helal sınırlarına uygun olması. (Tefsir-i İbn Kesîr, ilgili ayet
izahı) Dinen yanlış olan bir şeyi Allah için yapmış olmak yetmez. Dine uygun bir şeyi de başkaları için, gösteriş
için de yapmak yetmez. İki şart birden bulunmalıdır.
İhlas
eksikliğinin neye yolaçtığını biliyoruz. Ayette geçen Allah’a ortak koşmak
(şirk) ifadesi, bizzat put gibi şeylere tapınma anlamında açık şirki içine
aldığı gibi, gizli şirk olan riya ve gösterişi de içine alır. İhlasın zıttı
olan riya, ibadetleri Allah rızası dışında herhangi bir insan veya arzu için yapmaktır. Yapılan işi büyüklüğüne bakmadan
çürüten bu miktop, Kuran-ı Kerim’in “yazıklar olsun o namaz kılanlara! Ki onlar
kıldıkları namazlardan gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar.” (Maûn suresi, 4-6) ayetiyle kınanır. Durumun
hassaslığını Peygamber Efendimiz (salât ve selam üzerine olsun!) “Riyanın birazı
bile şirktir” (Hâkim, İbn Mace, sahih) sözüyle ortaya koyar.
Bir
işin Allah Celle Celâlühû katında makbul olmasının ikinci şartı olan şeriata
uygunluk, amaçlar yanında araçların da meşru olması gerektiğini anlatır. Amacımız
Allah rızası olmalı, aracımız da Allah’ın istediği şekilde olmalıdır. Yoksa
amaçlar araçları meşru kılmazlar. Bu da yaptığımız işin dini hükmünü bilme
gereğini, kendimize yetecek kadar ilim öğrenmemizi gerekli kılar. Bu açıdan
salih amel kavramı, ilmi kapsar.
Tüm bu
anlatılanlarla kurtuluş için önce imanın gerektiğini, ideal iman için salih
amelin gerektiğini, salih amelin de ihlas ve şeriat hükümlerine uygunluk
gerektirdiğini anlamış olduk. Rabbimiz Azze ve Celle amel etmeyi nasip
buyursun!
Ey Rabbim!
Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih amel
yapmamı nasip et. Rahmetinle beni salih kulların arasına kat.