Peygamber Efendimizin dilinden kadının kocası üzerindeki hakları



Müminler olarak hayatın her durumunda olduğu gibi, koca ve hanımı arasındaki evlilik ilişkisini de Kuran ve sünnetten öğreneceğiz. Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Erkeklerin meşru şekilde kadınlar üzerinde hakları bulunduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler onların üzerinde bir derece (üstünlüğe) sahiptirler. Allah Aziz’dir, Hakîm’dir.” (Bakara, 228)

Aşağıdaki hadisi şerifler çerçevesinde yaşayan eşler, dünyada huzura, ahirette cennete; daha önemlisi iki dünyada Allah’ın rızasına kavuşurlar. İlgili ayet-hadislerin ve insan tabiatının bize açıkça bildirdiği üzere, erkekler kadınlara imkan ve yetki bakımından üstün olmakla beraber, nikahları altındaki kadınlara hiçbir şekilde zulmedemez, meşru haklarından kısamazlar. Aşağıda hanımların meşru haklarını ve kocaların sorumluluklarını hadisler ışığında göreceğiz. Takdir edilir ki, bunlar erkeklerin haklarını açıklayan hadisler kadar çok değildir. Bu sebeple hadislerin ardından yine onların izinde bazı güncel sorunlara değineceğiz. Şimdi Efendimiz aleyhisselama kulak verelim:

1- “Kadının kocası üzerindeki hakkı, yediğinden hanımına yedirmesi, giydiğinden giydirmesi, yüze vurmaması, aşağılamaması ve ev dışında kendisini terk etmemesidir.” (Muaviye bin Hayde rivayeti, Ebu Davud, İbni Hıbban)

Hanım haklarını genişçe beyan etmiyor gibi görünen hadis, yakından bakıldığında tüm gayri meşru istismarların önünü kesecek genişliğe sahip. Bugün kadın erkek arası yanlış eşitlik algısının mümkün olan meşru düzeyi budur: Yaşamsal ihtiyaçlarda erkek kendine neyi münasip görüyorsa hanımına aynısını sunmalıdır. Yalnız hanımıyla arası iyi olduğunda değil, her koşulda koca bu paylaşıma mecburdur. Aynı zorunluluk ahlaki noktada da geçerli. Erkek aralarının kötü olduğu durumda bile hanımını bir kusurundan sebep aşağılamamalı, ona hakaret etmemelidir. İlgili ayetlerin de belirttiği üzere, erkek üzerine düşen güzel davranışı sergiledikten sonra hanımı haksız yere itaatsizlik eder, serkeşliğe düşerse önce güzelce nasihat etmeli, ardından yatağını ayırmalıdır. Bunlar fayda etmezse yüz dışında kadına vurması hakkıdır. Elbette edebe yakışan işi tatlılıkla halletmektir; lakin kocanın eşini aşırıya kaçmadan dövme yetkisi vardır. Bunu hepimizi yaratan Allah celle celalühû kadının da hayrına olarak meşru kılmıştır. Bu noktada modern kadının Batı hayranlığından kaynaklı eşitlik arayışı ve ‘makul’ şiddet karşıtlığı, suyu aşağıdan yukarıya akıtma çabasından öteye geçmez. Sonuçta bugün olduğu gibi, ne erkek saf erkek, ne kadın saf kadın olur.

2- “Erkeğe günah olarak geçiminden sorumlu olduğu kişilerin geçimlik ve nafakasını ihmal etmesi yeter.” (Ebu Davud, Nesai, Hakim)

Bu peygamberî beyan, vaktini ve malını erkek arkadaşlarıyla oyun ve eğlencede tüketip de eve geldiğinde hanımına yokluktan yakınan şahsiyetsiz kocalar için. Bunun dışında çevremizde gencecik, gücü kuvveti yerinde bazı delikanlılar tenbelliklerinden ve gururlarından sebep istikrarlı bir iş tutturup da evlerine rızık getiremiyorlar. Sonrasında baş gösteren eş kavgalarını ve çevre dedikodularını varın siz düşünün. Müslüman koca, tenbellikten ve beceriksizlikten ötürü maddiyat noktasında eşinin gözünden düşmüşse, artık itaat ve saygı beklemesi boşunadır. Sadaka vermek için sırtında odun toplayıp satan sahabe-i kiram, evine getireceği rızık noktasında kendine laf söyletmezdi. Elbette takdiri ilahi gereği sıkıntılar bunun dışındadır ve gereklidir de.

3- “Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olandır. Ben ailesine karşı en hayırlı olanınızım.” (Hazreti Aişe rivayeti, Tirmizi, İbni Hıbban)

4- “Kadınlara ancak değerli kimseler iyilikle davranır; onlara ancak adi kişiler kötü davranır.” (Yukarıdaki hadise ek rivayetle, İbni Asâkir, Tarih-i Dımeşk)

Yukarıda nakil farklılığı içeren tek hadis, işin özünü ortaya koyuyor. Yiğit nasıl er meydanında belli oluyorsa, nasıl üstün şahsiyetli biri alçak şahsiyetli insan karşısında kendini ortaya koyuyorsa, kocanın kalitesi de hanımına karşı davranışlarında belli olur. Erkeğin erkeğe sabretmesi kolaydır. Önemli olan kendinden farklı algı ve his biçimine sahip olan hanımına sabretmesi, haklı olsa bile idare etmesini bilmesidir. İdare kelimesi önemli. Aşağıda göreceğiz bunu. İslam’da kocanın eşine yalandan sevgi sözleri sarfetmesi meşru görülmüşse, bu idareye ve dünya hayatında en az darbeyle geçinip gitme mantığına dönüktür. Hadisin son kısmı, akranlarının yanında kuzuyken eve gelince emanet aldığı savunmasız eşine katı ve kaba davranan zayıf ruhlu kocaların halini ortaya koyuyor. Kadına karşı kalkan eller kırılmasın, bu meşrudur; ama bu el son çare olarak kadını ıslah etmeye ve edeplendirmeye yönelik değil de, sadist duyguları tatmin için kalkıyorsa yazık o ele... 

5- “Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Seninle beraber dosdoğru olamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu haliyle, eğriliğiyle beraber ondan faydalan. Yok eğer onu tamamen doğrultmak istersen kırarsın ki, kırmak boşamak demektir.” (Ebu Hureyre rivayeti, Müslim)

Kadın psikolojisi üzerine kendince okumalar yapmış, tesbitler ileri sürmüş biri olarak kadını bu kadar öz ve milim hatasız anlatan bir cümlenin daha olacağını sanmıyorum. Kadın ne kadar yıl kocasıyla aynı yastığa başını koymuş, türlü çileler çekmiş ya da okumuş, gün görmüş biri de olsa, bütün kadınların eşit olduğu o zaaftan, yani nankörlük ve lanet okumadan kendini kurtaramayacaktır. Bunu ben değil, Buhari hadisinde Hazreti Peygamberimiz söyler. Çünkü kadın eğridir, tam düzgün olamaz, ahlak yolunu tastamam tutturamaz. Fitne oluşu ve herşeyden daha çok idareye ihtiyaç duyması bu yüzdendir. İşin garip tarafı, eksik olduğunu çoğu kadın kabül etmez. Kabül edenlerin çoğu da tartışmada bunu hatırlayıp geri adım atmaz, yani bilmesi yapmasına etki etmez. Aslında bunda gariplik yok. Kabül etseydi tam olurdu. Yarım akıl yarımlığını ne kadar anlayabilirse kadın da o kadar anlar. Sonuç olarak yine idare devreye giriyor erkek için. Onu yaratıştan eksik olduğu anlayış hususunda aşağılamadan idare etmek... Sorunlu bir öğrenciyi idare eder gibi değil, ona hissettirmeden… Ama bu zor bir şey. Zaten bunun için idareyi en güzel başaran en iyi erkek oluyor bir önceki hadiste geçtiği üzere. Allahım, ne denge!

6- “Mümin erkek, mümin hanımına buğzetmesin, nefret duymasın. Eğer bir huyundan hoşlanmazsa başka bir huyundan razı olur.” (Ebu Hureyre rivayeti, Müslim ve Ahmed bin Hanbel)

Bu hadisten duyguların davranışlara etki ettiği kadar, davranışların da duygulara etkili olduğunu anlıyoruz. Erkeğin hanımına karşı içinden tatlı sözlü olmak gelmemesi nasıl tatlı söz söylememesini gerektiriyorsa, yine de tatlı sözlü olması bunun içinden gelmesine öyle sebep olur. Dolayısıyla hislerimize yenilmemeli, eşler arası güzel ahlakı yaşatmak için çaba sarfetmeliyiz. Hadis aynı zamanda sevginin diğer şeyler gibi bakım istediğini anlatır. Evlilik öncesi hareketli duygusal hayatın evlilik sonrasında sıkıcı olmaya başlamasının temelinde sevginin beslenmemesi yatar. Sevgiler bakım ister. Gayretle, yeni şeyleri keşifle heyecanı ölene kadar sürdürebiliriz. Zaman üzerinden geçtiği hangi şeyi eskitmiyor da sevgi ilk günkü gibi kalsın? O halde tenbelliğe vurmadan, “zaten evlendik, her şey olup bitti”ye getirmeden ufak jestler, küçük hediyeler, tatlı iltifatlarla birbirimizi daha çekilebilir kılalım. Daha çekilebilir diyorum, birbirimize tam yetelim demiyorum; çünkü dünya zaten böyle bir yer, abartmamalıyız. Eşler birbirlerine tam yetseler daha hangi yanlızlık ve ihtiyaç duygusuyla Rablerine yönelirlerdi?  

7- “İçinde Allah’ın zikri yer almayan her şey boş bir oyun ve eğlencedir; ancak dört şey bundan istisnadır. Bunlardan bir tanesi erkeğin hanımıyla oynaşmasıdır.” (Hazreti Cabir rivayeti, Ahmed bin Hanbel, Nesâi)

Erkekler olarak çuvaldızını kendimize batırmamız gereken nokta. Kocalar evde dışarıdaki kadar canlı ve iletişime açık değiller. Hanımlarının sorduğu soruların yarısını cevapsız bırakıyor veya kısa, kesik cevaplarla geçiştiriyorlar. İki tarafa iş düşüyor burada. Hanım, akşama dek kocasının yorulduğunu anlamalı, kocalar da hanımlarının muhabbet etmek için kendilerinden başka fazla kimseleri bulunmadığını bilmeliler. İki tarafın psikolojik farklılığını görüyoruz. Erkek sorunlara net çözümler sunup geçerken, kadın sorunların paylaşılmasını, konuşulmasını ister. Akşam eve gelen koca iş ve trafik yorgunluğuna bir de televizyon yorgunluğu eklememeli, oturup ailesiyle muhabbet etmelidir. Evet, kadınlar fazla konuşur; ama kabül edelim ki, erkekler de kafa dengi arkadaşları yanında pek suskun sayılmazlar. Sonra kadının gönlünü hoş etmek çok basit olduğu halde neden bundan geri dururuz? Yaşlarının büyümesine, anne olmalarına rağmen dünyanın en saf, en nazik ruha sahip varlıklarıdır onlar. Kitaplardan Hazreti Peygamberimizin Hazreti Aişe’yle yarış yaptığını, ağzında çiğnediği eti alıp kendi ağzında çiğnediğini okuyoruz. Bunları kaçımız yapıyoruz bugün? Yine hadislerden öğrendimize göre, erkek Allah rızası için eşinin ağzına koyduğu lokmadan bile sevap alıyorsa demek ki, dışarıda uzun siyaset geyikleri ve insanların gıybetini yapmak yerine evimize gelip eşimizle hoş vakit geçirmemiz daha müslümancadır. Kadına değer vermek, onun çoğu zaman israfa kaçan isteğiyle gereksiz eşyalar almak, borca girmek değildir; çünkü bunu onlarla baş edemediğimizden, kaprislerine katlanamayacağımız için, yani çaresizlikten yapıyoruz. Aksine kadına değer vermek, çaresizliğin ve cinsi şehvetin olmadığı durumda belli olur; kadın hasta olduğunda veya birleşme anından hemen sonra. Açık konuşalım: Birleşme anına kadar kadına gösterilen ilgi erkeğin ahlak seviyesini değil, şehvet ibresini gösterir. Önemli olan, birleşmeden sonra veya hastalık durumunda kadınla edilen muhabbet, ona gösterilen ilgidir.

Sonuç olarak, hayat önderimizin dilinden dökülen bu çağlar üstü hadislerden her biri elbette kitap çapında izaha müsait. Burada imkan ve idrak seviyesinde açıklamalar getirmeye çalıştık. Bugün ve yarın evli erkekler, hanımlarına ancak bunlar ışığında davranırsa huzur bulurlar. Modern dünyadaki aile bunalımının temelinde bunların ihmali yatar. Suya, havaya ne kadar ihtiyacımız varsa doğru bir evlilik için bu prensiplere öylesi ihtiyacımız var.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eski blog yazılarımdan (2005-2008)