Sadece Allah katında vurulan orijinaldir damgası; İhlas

“De ki, dinde sırf O’nun rızasını hedefleyerek Allah’a kul olmakla emrolundum…” (Zümer suresi, 11)

Sütten anlayan biri halis sütü diğerinden kolaylıkla ayırdedebilir. Halis süt hazır sütten daha yoğun olur ve v şeklinde daha yavaş dökülür. Halis sütün rengi tam kireç beyazı olmaz. Tatlı ve latiftir. İnsanın içtikçe içesi gelir. Hazır sütün tadı ise mattır, içimi insanı tıkar… Süt gibi tereyağının, balın, peynirin de halis olup olmadığını basit birkaç testle anlayabiliriz.

Yiyip içtiğimiz besinler gibi hayatımızdaki birçok şeyin gerçekliğini görüp anlayabiliyorken, yaptığımız dini ibadetlerin ve müslümanca davranışların halisliğini test edecek imkandan yoksunuzdur. Hiçbirimiz ne kendimizin ne başkalarının Allah uğruna, dini duyguyla ortaya koyduğu davranışların orijinalliğini net olarak bilemeyiz. Tek yapabileceğimiz, bu orijinallik ve samimiyeti garanti etmek değil, talep etmektir. Ki bu talep son nefese kadar Yüce Rabbimize dua ve ibadet etmekle olur. Bu talep yaptığımız her işte, “gerçekten bunu Allah için mi yaptım?” iç hesaplaşmasıyla olur.

Halis kelimesiyle kök ve anlam açısından aynı kapıya çıkan ihlas, kulların cahil ve çaresiz kaldığı, sadece Rabblerinin alanına giren nadir bilgiden biridir. Biz kullar iyiliklerin bize yansıyan menfaat ve zarar yönüyle, Rabbimiz Teala ise bize görünmeyen samimiyet yönüyle ilgilenir. Başka ifadeyle, insan eliyle dini için ortaya konan her şeyin orijinallik damgası ihlastır ve bu damga sadece Allah Azze ve Cellenin katında vurulur. Bizler ise ilişkiler pazarında bize gösterilen etiketlere göre davranırız. Davranışlarımızdaki ihlas ve samimiyetin bize bildirileceği tek yer, ahiretteki hesap günüdür. Ahiret hayatı bu geçici hayattan daha önemli olduğuna göre demek ki, yapıp ettiklerimizin iç yüzündeki ihlas ve samimiyet dış yüzlerindeki şekilden daha önemlidir.

Bir yerde bütün söz bir kişinin ağzından çıkıyorsa, orada bütün mesele o kişiyi memnun etmekten geçer. Bir yerde herşey birinin isteğine göre şekil alıyorsa, orada o kişinin isteği her şeyin önünde demektir. O halde buranın ve öte dünyanın, yerin ve göklerin tek imtiyaz ve tasarruf sahibi olarak Rabbimiz Tealanın memnuniyeti her şeyin anahtarıdır. O’nun sınırsız mülkünde ortaklık mümkün olmadığı için, o mülke ulaşmak uğruna O’nun memnuniyet ve rızası dışında yaptığımız bütün duygusal ve maddi ortaklıklar boşa çıkar. Yaptığımız ibadetlerde Allah rızası dışında başka bir çıkar gütmek böylesi boş bir ortaklık teşebbüsüdür. Allah için konuşurken bilgi ve yeteneği ortaya koymaya çalışmak, yardım ederken cömert denmesini arzulamak; bir hakikati karşı tarafın tepkisinden korkarak gizlemek, bir malı müşteri beğensin için yalan yere abartmak.., tüm bunlar yeryüzü mülkünde Rabbimize karşı birer ortaklık teşebbüsüdür. Burada Allah rızasına çıkar güdüsü ortak edilmiştir. Bunun adı ihlasın zıddı olan riyadır, gösteriştir.

İhlas ve samimiyet, bütün mülkiyeti, her türlü tasarruf hakkını Allah’a teslim etmek ve kendi ihtiyacını itiraf demekse, riya ve gösteriş, hiç hak sahibi olmadığın bir yerde, her açıdan muhtaç olduğun bir mal sahibiyle, hiç değeri olmayan bir şey karşılığında pazarlığa girişmektir. Riya Allah’la pazarlığa girişmektir…

İhlas ve riyayı, samimiyet ve gösyerişi birbirinden farklı iki tünele benzetebiliriz. İhlas tüneli girişte karanlıktır, yol almak zahmetlidir. İnsan önünü tam kestiremediği için sonraki adımlar hakkında, geleceği konusunda ümitsizliğe düşüp çaresizliğe kapılabilir; ama tüm bu zahmetli yolculuğa inancı gereği, sırf yolculuğa çıktığı hedef varlık için sabreder. Bunun karşılığında tünel sonunda ışığa kavuşur. Başlangıçtaki karanlık, pus ve belirsizlik dağılmış, yerlerine sonsuz aydınlık, sevinç ve ferahlık gelmiştir. Buna karşılık riya ve gösteriş tünelinin girişi yol almaya çok müsaittir. Sahte ışıklandırmalar zengin, yol şeritleri geniş, zemin engebesiz, sürüş kolaydır; ama zaman akıp tünelin sonuna yaklaştıkça sahte ışıklar yerini ardı kesilmeyen karanlığa, sorunsuz zemin yerini ucu bucağı görünmeyen bozuk asfalta bırakır.

Misali konumuza uyarlarsak, ihlasla çıktığımız yolda yanımıza Allah’a tevekkülden, O’na güvenden, Allah’ın rızasını kazanmaktan başka hiçbir şeyi almamışızdır. Elbette bunların Allah tarafından test edilmesi bir dizi sıkıntı ve çilenin yıllar süresince ve yol boyunca bize eşlik etmesini gerektirir. İhlas sahibini Rabbimiz Teala yalnızlıkla dener, destek görememekle dener; yoklukla dener, yaptıklarının takdir görmeyişiyle dener. Bunu kazanan yukarıdaki paragraf ışığında, yerin ve göklerin hazinelerine kavuşur; çünkü o artık bunların sahibinin memnuniyetini kazanmıştır. İhlaslı kişi, yola çıkarken Allah rızası dışında hiçbir şey beklemediği için yolun sonunda her şeyi bulur. O aslında kendinden hiçbir şeyle kendinden olmayan her şeyi satın almıştır. Riya ve gösteriş sahibi ise sonsuz mutluluk için sınav şeridinden geçirilmek yerine, sonsuz acı için zevk şeridinden geçirilir. Allah dışında beklentide olduğu dünyalık şeylere geçici olarak kavuşur. Ağzına bir parmak bal çalınır; ne var ki sonu kayıp ve pişmanlıktır. Bu dünyada olmasa ahirette en büyük kahrı çekecektir.

O halde ihlasın kardeşleri tevekkül (Allah’a güven) ve sabırdır. Riyanın kardeşleri ise hırs ve isyandır. Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter. Kim hırsına kapılırsa hiçbir şey onu doyurmaz.

Yolu başlangıçta yalnızlıkla, ilgisizlikle ve dışlanmayla, sonunda ise takdir ve başarıyla örülü ihlası gündelik yaşantımızda bulabiliyor muyuz acaba? İbadet etikeliyle Allah’a veya Allah adına insanlara sunduğumuz davranışlar için ihlastan bahsedebilecek miyiz? İhlasın başındaki çile sürecini, yani söyleyeceğimiz acı gerçeklerin dostlarımızı rahatsız edeceği, yaptıklarımızın para etmeyeceği, iyiliklerimizin farkedilmeyeceği, doğrularımızın yanlış anlaşılacağı o zorlu aşamayı geçmeye razı mıyız? Ki bunun sonundaki insanlarca takdir görmeye, hedeflerimize varmaya hak kazanmış olalım?

Öyleyse ihlas bir yol ayrımı demektir insan için, bir karar verme zamanıdır: Çevreni mi memnun edeceksin yoksa Rabbini mi? Yaptıkların dillerde mi dolaşacak yoksa ilahi dosyalarda mı arşivlenecek? Hadi bi kara ver! Kulların bugün vereceği bire bir mi yoksa Rabbinin yarın vereceği bire on, bire bin mi? İkisi birarada olmaz mı deme. Bu şimdi, henüz ihlasın başında olmaz. Şimdi test aşamasındasın...     

   

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eski blog yazılarımdan (2005-2008)